<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mIRCLove mIRC Love mRc &#187; Hikayeler</title>
	<atom:link href="http://mirclove.gen.tr/category/hikayeler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://mirclove.gen.tr</link>
	<description>Bir başka WordPress blogu.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 07 Nov 2011 20:56:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1</generator>
		<item>
		<title>Bulbul ile Bagci hikayesi hikaye hikayeleri</title>
		<link>http://mirclove.gen.tr/23673-bulbul-ile-bagci-hikayesi-hikaye-hikayeleri.php</link>
		<comments>http://mirclove.gen.tr/23673-bulbul-ile-bagci-hikayesi-hikaye-hikayeleri.php#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Feb 2011 19:35:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Bulbul ile Bagci hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Bulbul ile Bagci hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bulbul ile Bagci hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye resmi]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeler oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[normal hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mirclove.gen.tr/?p=23673</guid>
		<description><![CDATA[Bülbül İle Bağcı Gül bahçesi&#8230; Kırmızı, pembe, sarı güller&#8230; Çevreyi gül kokusuna boğan, rengarenk güllerin yetiştiricisi ihtiyar bir bağcıydı. Geçimini sağlamak bir yana, bir gülün açmasıyla sanki bayram ederdi. Bahçede değil de sanki kalbinde büyütüyordu tomurcukları. Gül mevsiminde bağcı kendisini kaybederdi adeta. Bu yıl yeni bir gülün aşısını yapmıştı. Açılmasını sabırsızlıkla bekliyordu. Onu veren bahçıvan, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://mirclove.gen.tr/wp-content/uploads/hikayeler.jpg" alt="" title="hikayeler" width="305" height="167" class="alignnone size-full wp-image-23674" /><br />
Bülbül İle Bağcı<br />
Gül bahçesi&#8230; Kırmızı, pembe, sarı güller&#8230; Çevreyi gül kokusuna boğan, rengarenk güllerin yetiştiricisi ihtiyar bir bağcıydı. Geçimini sağlamak bir yana, bir gülün açmasıyla sanki bayram ederdi. Bahçede değil de sanki kalbinde büyütüyordu tomurcukları.</p>
<p>Gül mevsiminde bağcı kendisini kaybederdi adeta.</p>
<p>Bu yıl yeni bir gülün aşısını yapmıştı. Açılmasını sabırsızlıkla bekliyordu. Onu veren bahçıvan, &#8220;Bu gül, güllerin sultanıdır. Rengi, kokusu çok farklıdır. Diğer güllere benzemez.&#8221; demişti.</p>
<p>Bağcı, gülü özenle büyütüyordu. Daldaki tomurcukları gözü gibi koruyordu.<br />
<span id="more-23673"></span><br />
Sonunda tomurcuklar goncaya dönüştü. Gonca patladı ve bahçeyi güzelliğe boğan bir gül çıkıverdi ortaya. Bağcının içi içine sığmıyordu sevinçten.</p>
<p>O günü akşama dek bağda geçirdi.</p>
<p>Gece uzadı da uzadı. Bağcının gözüne bir türlü uyku girmedi. Sabahı zor etti. Şafaktan sonra, günün ilk ışıklarıyla birlikte bağa gitti. Baktı ki ne görsün!</p>
<p>Bir bülbül, güle konmuş, hoyratça yapraklarını yoluyor.</p>
<p>Bağcı dehşet içinde olup biteni seyretti bir süre. Bülbülü yakalamak için çok uğraştı. Fakat kaçırdı.</p>
<p>Ertesi gün, bülbül yine aynı güle konmuş, kalan yapraklarını yolmuştu. Bağcı bu kez de bülbülü kaçırdı.</p>
<p>Artık kararını vermişti. Bir tuzak kuracaktı bülbüle.</p>
<p>Ustaca hazırladı tuzağı.</p>
<p>Bülbül geldi yine ağaca konmak için, bir güzel tuzağa düştü, bağcı alıp eve götürdü, kafese hapsetti.</p>
<p>Bağcı ertesi gün bülbülü kafeste bırakarak bağına gitti. Akşam dönüp geldi, ağlıyordu.</p>
<p>- Ben sana ne yaptım da beni buraya hapsediyorsun?</p>
<p>Sesimi beğendiysen kafese koymana gerek yok, ben, zaten senin bahçenin bülbülüydüm&#8230;</p>
<p>Bağcı:</p>
<p>- Sen, dedi, kızgın kızgın; benim en güzel gülümü yoldun.</p>
<p>- Nasıl olsa, birkaç gün sonra kendisi solacaktı, yaprağını dökecekti, dedi bülbül.</p>
<p>Bağcı baktı, doğru söylüyor bülbül&#8230; Kızgınlığı geçti, acıyarak serbest bıraktı onu.</p>
<p>Bülbül, pencereye kondu. Uçmadan önce:</p>
<p>- Beni özgür bıraktın&#8230; Çok teşekkür ederim. Ben de buna karşılık sana bir sır söyleyeceğim. Bağının kuzey ucunda, o büyük dut ağacının yanında bir hazine gizli, dedi.</p>
<p>Sonra kanatlanarak gözden kayboldu.</p>
<p>Bağcı, başlangıçta inanmadı kuşun söylediğine. Sonra, içine bir kuşkudur düştü, &#8220;belki doğrudur&#8221; diyerek kazdı bülbülün sözünü ettiği yeri. Kazdı ki ne görsün&#8230; Büyük bir küp, içi dolu altın.</p>
<p>Ertesi gün bülbül yine bağdaydı.</p>
<p>Bağcı, bülbüle:</p>
<p>- Bir şeyi, dedi, çok merak ediyorum.</p>
<p>- Neyi?</p>
<p>- Sen, hazinenin yerini bildin de, tuzağı nasıl fark edemedin?</p>
<p>- Kurduğun tuzak, kaza ve kaderin önüme sürdüğü bir araçtı. Bu gibi durumlarda hikmet gözü kapanır insanın, göremez&#8230; Ne kadar gözü açık olsa da farkına varamaz&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mirclove.gen.tr/23673-bulbul-ile-bagci-hikayesi-hikaye-hikayeleri.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anka Kusu Hikayesi</title>
		<link>http://mirclove.gen.tr/23372-anka-kusu-hikayesi.php</link>
		<comments>http://mirclove.gen.tr/23372-anka-kusu-hikayesi.php#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2009 06:47:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mirclove.gen.tr/?p=23372</guid>
		<description><![CDATA[Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı&#8217;nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş&#8230; Kuşlar Simurg&#8217;a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg&#8217;u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı&#8217;nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş&#8230;</p>
<p>Kuşlar Simurg&#8217;a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg&#8217;u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.</p>
<p>Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg&#8217;un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg&#8217;un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg&#8217;un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.</p>
<p>Ancak Simurg&#8217;un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı&#8217;nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş.</p>
<p>Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;</p>
<p>papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş(oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış);</p>
<p>Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış;</p>
<p>baykuş yıkıntılarını özlemiş,</p>
<p>balıkçıl kuşu bataklığını.</p>
<p>Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.</p>
<p>Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi &#8220;şaşkınlık&#8221; ve sonuncusu Yedinci Vadi &#8220;yokoluş&#8221;ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş&#8230; Kaf Dağı&#8217;na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.</p>
<p>Simurg&#8217;un yuvasını bulunca ögrenmişler ki;</p>
<p>&#8220;SİMURG ANKA &#8211; Otuz Kuş&#8221; demekmiş.</p>
<p>Onların hepsi Simurg&#8217;muş. Her biri de Simurg&#8217;muş. Simurg Anka&#8217;yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan<br />
sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.</p>
<p>Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mirclove.gen.tr/23372-anka-kusu-hikayesi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akrep ve Yelkovan Hikayesi</title>
		<link>http://mirclove.gen.tr/23370-akrep-ve-yelkovan-hikayesi.php</link>
		<comments>http://mirclove.gen.tr/23370-akrep-ve-yelkovan-hikayesi.php#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2009 06:46:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[akrep]]></category>
		<category><![CDATA[yelkovan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mirclove.gen.tr/?p=23370</guid>
		<description><![CDATA[Yelkovanın hızına yetişemiyor çokça zaman zavallı akrep. Yelkovan hızla koşup döne dursun çemberi, akrep bir arpa boyu yol alamıyor bu zaman yarışında. Ona hiçbir zaman yetişemeyeceğini anlayınca, iyice bir savsaklıyor akrep, kızdırıyor yelkovanı… Yelkovan bu, durmak nedir yorulmak nedir bilmez! İttirmeye başlıyor arkasından akrebi. Bir müddet sonra sırtlıyor onu. Taşıyor bir an için… O an, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yelkovanın hızına yetişemiyor çokça zaman zavallı akrep. Yelkovan hızla koşup döne dursun çemberi, akrep bir arpa boyu yol alamıyor bu zaman yarışında. Ona hiçbir zaman yetişemeyeceğini anlayınca, iyice bir savsaklıyor akrep, kızdırıyor yelkovanı… Yelkovan bu, durmak nedir yorulmak nedir bilmez! İttirmeye başlıyor arkasından akrebi. Bir müddet sonra sırtlıyor onu. Taşıyor bir an için… O an, yelkovanla akrebin kucaklaşma anıdır işte… Birbirlerine muhtaçlıklarını, ayrı düştüklerinde yoksunluklarını ve aslında birbirlerini tamamladıklarını anladıkları an… Biri olmazsa diğerinin hiçbir anlam taşımayacağı gerçeğiyle yüzleştikleri an… Zaten doğru değil midir ki hep çalışan, mağrur yelkovandansa, yorgun, tembel, yavaş akrebin isminin daha bir sıklıkla zikredildiği? Birbirlerine bağlı olmasalar, kıskançlıktan birbirlerinin gözünü oyarlardı herhalde. Ama ne mutlu ki farkındalar; Akrep ölürse yelkovan da ölecek, yelkovan ölürse akrep de can verecek… Akreple yelkovanın aşksa aşkı; sadakatse sadakati; mecburiyetse mecburiyeti böyle bir şey işte… Doğru bir ifadeyle; “VARLIĞI YAKAN, YOKLUĞU YOK EDEN” bir bağlılık…</p>
<p>***</p>
<p>Tam karşımdaki masada oturuyordun. Yanındakiler durmaksızın bir şeyler anlatıyorlardı sana. İlgini toplayıp onları dinleyemiyor gibiydin… Gözlerin sağa sola kayıyor, ara sıra şöyle derin bir nefes alıp içini çekiyordun. O gün bambaşkaydın. Bambaşka bir hava esiyordu etrafında. Bambaşka, tarifsiz bir sihirle çepeçevre kuşatılmış gibiydin. İşte o an, gözlerin benden yana çevrildiler. Bakışlarımız buluşup kenetlenmişti. Bu çekim alanından kendimi kurtarmak istiyor ama tutsak gözlerime sözümü geçiremiyordum. Bir hipnoz, bir büyü ya da daha öte bir gizli güç…sonrası sonsuzluk olan… Kiliseden yükselen çan sesi, bir yıldırım düşmesi ya da bir lisenin teneffüs zili, fark eder mi, bir tanesi sonlandırmıştı bu yoğunluğu. Kalkıp ayrı kapılara yönelmiştik. Bizim seçimimizdi farklı yolları seçmek… Bizim seçimimizdi konuşmadan anlaşmak… Böyle olması gerektiğine inanıyorduk. Böyle olmalıydı… Yalana ne gerek!… Buna mecburduk! Belki farklı zamanlarda göz açışımızdan hayata, belki yanlış bir yerde bakışlarımızın kesişmesinden, belki diğerlerinin bizden güçlü olduğunu bilmektendi vuslatsızlık… Düpedüz korkuyorduk. Ondandı benim kekeleyişlerim, ondandı senin her daim mahcup edan… Bağlanmıştık ama günahtı birleşmemiz. Bağlanmıştık ama gölgesi olamıyorduk birbirimizin. Teğet geçiyordu siluetlerimiz. Yasaktı. İmkansızdı.<br />
Nasıl ki akreple yelkovan el ele verip uzaklaşamazlarsa bu diyarlardan, mecburiyet varsa, canlarının bir köşesi mızrakla delinmiş ve bağlanmışken birbirlerine, yine de kavuşamıyorlarsa; öyle bir şeydi yaşadığımız… Karanlık gecelerde yalnızca seslerimiz buluşabiliyordu kuytularda, biz refakat edemiyorduk onlara. Ben umudun şarkısını mırıldanıyordum, sen imkansızlığın… Cesur olan bendim galiba. Sen söndürdükçe, ben küllerinden doğuruyordum ümit kıvılcımlarını… Sen yine söndürüyordun sonra onları. Ateşten korkuyordun. Ateşimden korkuyordun! Ortaçağdaki hapishanelerin yahut mahzenlerdeki zindanların duvarlarını süsleyen, görkemli lakin ürkütücü meşalelere benzetiyordun ateşimi. Ateşi içinde hissetmenin, prangalara vurulmak, dahası linç edilmek anlamına geldiğini biliyordun. Oysa prangalara da vurulsak, umudu var edebilirdik doğan yeni günlerde… Sevmenin suç olmadığı, esaret gerektirmediği ülkeleri de yazıyordu kitaplar. Kitaplar ki sayfalarca okuduğum, adındaki harflerin mükemmelliğini ve tılsımını çözmeye çalıştığım yegane kaynakçam… Razıydım ben prangalara da, tutsaklığa da, giyotine de… Ya da bir ömür boyu kaçak hayatı sürmeye razıydım; her daim o diğerlerinin baskısını ve soluğunu hissetmek pahasına omzumda… Kaçsak, belki bulabilirdik cenneti. Belki takip etsek o beyaz kuşları, erebilirdik huzura…<br />
Uykusuzluğu, şarkıları, şairin bahsettiği mecburluğu, acı kahveleri, mimozaları, “yeşili” ya da rüyaları paylaşabilirdik, buna benim kadar inansan…<br />
Ama yenememiştin bir türlü gelecek kaygısını, gölgelerimizin uymadığını söyleyenlerin sözlerine kulak tıkayamamıştın ve vazgeçememiştin parmaklarını kütürdetmekten… Ben seni hiç özleyememiştim yahut çıldırmıştım özlemekten… Sen, bir elinde uzak diyarlara seyahat belgen –ya da kaçışın, dikildiğin vakit karşıma, fark ettiysen “elveda” dememiştim sana. Çünkü yelkovanla akrep ayrılamazdı birbirinden… Yelkovan uzaklaştığını sana dursun, volta atmaktan ötesini yapamazdı akrebin etrafında. Ve sevgi, geçmişe ışık tutmaktansa, gelecekle ilgilenirdi. Yelkovan bir bunu bilemedi… Oysa akrebin tek istediği, yelkovanın “belki yine gelirim” demeyeceği bir gelecekti…<br />
Çünkü yelkovan, er geç gelecekti…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mirclove.gen.tr/23370-akrep-ve-yelkovan-hikayesi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akil Okulu Hikayesi</title>
		<link>http://mirclove.gen.tr/23368-akil-okulu-hikayesi.php</link>
		<comments>http://mirclove.gen.tr/23368-akil-okulu-hikayesi.php#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2009 06:45:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mirclove.gen.tr/?p=23368</guid>
		<description><![CDATA[Bir gün ülkenin küçük kasabalarından olan Yitan&#8217;da şöyle bir haber yayılmış: - Güzel başkentimizde bir Akıl Okulu varmış. Her kim o okula giderse orada akıl öğretiliyormuş.Herkes bu haberi şaşkınlıkla birbirine anlatıyormuş. Kasabanın en zenginlerinden olan bir adam da bu haberi duyunca kahkahalarla gülmeye başlamış:- Efendim, hayatımda hiç bu kadar komik bir şey duymamıştım. Bir insan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün ülkenin küçük kasabalarından olan Yitan&#8217;da şöyle bir haber yayılmış:<br />
- Güzel başkentimizde bir Akıl Okulu varmış. Her kim o okula giderse orada akıl öğretiliyormuş.Herkes bu haberi şaşkınlıkla birbirine anlatıyormuş. Kasabanın en zenginlerinden olan bir adam da bu haberi duyunca kahkahalarla gülmeye başlamış:- Efendim, hayatımda hiç bu kadar komik bir şey duymamıştım. Bir insan akıllıysa akıllıdır. Sonradan akıl kazanılır mı hiç? Olacak şey midir? Duyulmuş mudur? Görülmüş müdür?Bu adam çok zengin olduğu için çocuklarının hiçbirisini okutmamış. Öyle çok parası varmış ki, istese kasabanın tamamını satın alabilirmiş. Fakat çocuklarına devamlı şöyle diyormuş:- Şükürler olsun çok paramız var. Yine de paramıza para katmalıyız. Ne kadar çok kazanırsak o kadar güçlü oluruz.Çocuklarından biri ise, babasının bu düşüncesine katılmıyormuş. Devamlı:- Babacığım, okumak gibisi var mıdır? diyormuş. Bak ne çok paramız var. Ama bu parayla bilgi satın alamayız. Buna kimsenin de gücü yetmez. Neden okumayı kötü görüyorsun? Adam, çocuğunun bu sözlerini günlerce, gecelerce düşünmüş durmuş. Sabahlara kadar sayıklar olmuş: &#8216;Akıl okulu? Akıl okulu?&#8217; Bir sabah dayanamamış ve kararını vermiş:- Böyle olmayacak. Şu Akıl Okulu neymiş gidip göreceğim.Adam yolculuk için hazırlanmış. Atına binmiş ve yola koyulmuş.</p>
<p>Günler geçmiş. Geceler geçmiş. Memleketinden ayrılalı tam otuziki gün olmuş. Günün birinde, yolda ağır ağır yürüyen bir ihtiyara rastlamış. İhtiyarın gözleri görmüyormuş. Adam bu ihtiyarın haline acımış. Yanına yaklaşarak:- Ey yolcu, nereye gidiyorsun? diye sormuş.İhtiyar da başkente gitmek istediğini söylemiş. Bunun üzerine adam atından inmiş ve ihtiyarı atına bindirmiş:- Ben de başkente gidiyorum. demiş. Bir günlük yolum kaldı. Birlikte konuşa konuşa gideriz. İhtiyar atın üzerinde, adam yaya yolculuklarına devam etmişler. Şehre vardıkları zaman adam ihtiyara:- İşte başkente geldik, demiş. Burada inebilirsin. Fakat ihtiyar, adama şunları söylemiş:- Madem bir iyilik yaptın, bunun gerisini de getir. Beni şehrin meydanına kadar götür. Ondan sonra var git nereye gideceksen.Adam hiç karşı çıkmamış ve tamam demiş. Beş-on dakika sonra şehrin meydanına gelmişler. Tam bu sırada ihtiyar bağırmaya başlamış:- İmdat!.. Yardım edin. Bu adam atımı çalmak istiyor. Bu garibana yardım elini uzatacak yok mu? İmdat!..Meydandaki insanlar koşa koşa gelmişler onların yanına. İhtiyar kör olduğu için ona acımışlar ve adamı suçlamışlar:- Utanmıyor musun bu yaşta hırsızlık yapmaya! Hem de kör bir adamın atını çalmaya çalışıyorsun. Adam haykırıyormuş:- Hayır yalan söylüyor. Bu at benim. Onu yoldan ben aldım. İhtiyardır, yorulmasın, bir iyilik yapmış olayım, dedim. Bu at benim. Ben hayatımda hırsızlık yapmadım. O yalancıdır.</p>
<p>Fakat gel gelelim insanlar adamı dinlememişler. Atı, kör ihtiyarı ve adamı doğruca şehrin hakimine götürmüşler. Hakim önce kör ihtiyarı, sonra adamı dinlemiş. Ardından da şöyle demiş:- Bana bir baytar, bir nalbant, bir de saraç çağırın. Hemen gelsinler. Bekliyoruz.Adam bu üç kişinin neden çağrıldığını bir türlü anlayamamış. Kimseye de soramamış. Mecburen çağrılanların gelmesini beklemiş. Kısa bir zaman sonra da hep beraber gelmişler. Hakim gelenleri tek tek huzuruna kabul etmiş. Önce baytar alınmış odaya. Hakim ona sormuş:- Ata bak. Bu at hangi memlekete aittir? Baytar şöyle karşılık vermiş:- Çok fazla incelemeye gerek yok. Bu at bu şehirden alınmamış. Yitan yöresine ait bir attır.Adam kendi memleketinin ismini duyunca hayretler içinde kalmış. Bu sefer de hakim nalbantı çağırmış ve ona:- Sen de bu atın nerede nallandığına bak, demiş. Nalbant biraz inceledikten sonra şunları söylemiş:- Bu at burada nallanmamış. Yitan yöresinde atlar böyle nallanır. Bizimkine benzemez.Adam yine şaşırmış. Kendi kendine, &#8216;Nasıl bilebilirler?&#8217; diye sorup duruyormuş. Hakim son olarak saraca:- Bu atın koşumlarını incele, demiş. Nasıl eyerlenmiş? Saraç hiç beklemeden cevap vermiş:- Efendim, ilk bakışta bizim yöremize ait olmadığı anlaşılıyor. Yitan yöresinin koşum şeklidir.Hakim cevapları aldıktan sonra atın sahibine dönerek:- Evet, sen doğru söylüyordun, demiş. Bu at senin. Artık atını alıp gidebilirsin. İhtiyara da gereken ceza verilecektir. Hiç meraklanma. Fakat adam dayanamayarak hakime sormuş:- Siz böyle bir şey yapmayı nasıl düşündünüz? Bu adamlar, bu atın Yitan yöresine ait olduğunu nereden anladılar? Lütfen bana söyler misiniz bütün bunlar nasıl olabiliyor?Hakim adamın sorusuna gülerek cevap vermiş:- Ben ve bu gördüğün herkes, bu şehirdeki Akıl Okulunu bitirdik. Her şeyi o okulda öğrendik. Orada doğrunun nerede ve nasıl bulunacağı öğretilir.Adam böylece Akıl Okulunun ne anlama geldiğini yaşayarak öğrenmiş. Heyecanla memleketi olan Yitan&#8217;a dönmüş. Bütün olanları ailesine ve arkadaşlarına anlatmış. Sonra da bütün çocuklarını bu Akıl Okuluna göndermiş. Anlamış ki, herkeste akıl var, ama onu kullanabilmek için eğitim gerekiyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mirclove.gen.tr/23368-akil-okulu-hikayesi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aile Hikayesi</title>
		<link>http://mirclove.gen.tr/23366-aile-hikayesi.php</link>
		<comments>http://mirclove.gen.tr/23366-aile-hikayesi.php#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2009 06:44:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[aile hakkinda hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mirclove.gen.tr/?p=23366</guid>
		<description><![CDATA[92 yasında, ufak tefek, kendinden emin ve gururlu, her sabah sekizde giyinip kuşanan ve her ne kadar kör bile olsa saçlarını kıvırıp makyajını mükemmelce yapan yaslı hanım bugün bir huzur evine tasındı. 70 yasındaki kocası ise geçenlerde gereken hamleyi yapıp Allah&#8217;ın rahmetine kavuşmuştu.Huzur evinin kapısında sabırla beklenen bir kaç saatin ardından, odasının hazır olduğu söylendiğinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>92 yasında, ufak tefek, kendinden emin ve gururlu, her sabah sekizde giyinip kuşanan ve her ne kadar kör bile olsa saçlarını kıvırıp makyajını mükemmelce yapan yaslı hanım bugün bir huzur evine tasındı. 70 yasındaki kocası ise geçenlerde gereken hamleyi yapıp Allah&#8217;ın rahmetine kavuşmuştu.Huzur evinin kapısında sabırla beklenen bir kaç saatin ardından, odasının hazır olduğu söylendiğinde tatlı tatlı gülümsedi. Yürütecini asansöre yönlendirdiği sırada, kendisine odasını anlatmaya başladım penceresinde asılı perdelerden de söz ettim. Ben anlatırken ,az önce kendisine köpek yavrusu verilmiş 8 yaşındaki küçük bir kızın heyecanıyla o perdeleri pek severim, dedi.Mrs. Jones henüz odayı görmediniz, biraz bekleyin demiştim ki; Bunun onunla bir ilgisi yok, dedi. mutluluk zamandan önce karar verdiğiniz bir şeydir. Benim odadan hoşlanıp hoşlanmamam mobilyaların nasıl düzenlenmiş olduğuyla değil, benim onları zihnimde nasıl düzenlediğimle ilgilidir. Ben onları sevmeye karar vermiştim zaten Bu benim her sabah uyandığımda verdiğim bir karardır. Bir seçme hakkim var: Ya bütün günümü artık çalışmayan vücut parçalarımın bana verdiği sıkıntıyı düşünerek geçiririm ya da yataktan çıkıp hala çalışanlar için şükrederim. Gözlerim açık olduğu sürece her yeni gün bir hediyedir. Yeni güne ve hayatimin sadece bu döneminde, biriktirdiğim mutlu anılara konsantre olacağım.Yaşlılık banka hesabi gibidir. Ne yatırdıysan onu çekersin hesabından. Bu nedenle benim tavsiyem, hatıraların banka hesabına dolu dolu mutluluk yatırman olacaktır. Anı bankamı doldurmaktaki katkın için sana teşekkür ederim. Hala oradan mutluluk çekiyorum. Mutlu olmak için su beş basit kuralı hatırla:</p>
<p>1. Kalbini nefretten arındır<br />
2. Zihnini endişelerden arındır<br />
3. Basit yasa<br />
4. Çok ver<br />
5. Daha az bekle</p>
<p>Aile<br />
Bilmem farkında mısın, eğer yarin ölecek olsak çalıştığımız şirket daha birkaç gün bile olmadan yerimizi dolduruverir. Oysaki ardımızda bıraktığımız ailemiz bizim kaybımızı ömürlerinin sonuna dek hissedecektir. Gel gelelim ki, ailemizden daha çok isimize veririz kendimizi, pek de akıllıca bir yatırım değil, ne dersin?</p>
<p>FAMILY ne demektir biliyor musun?<br />
FAMILY= (F)ather (A)nd (M)other (I) (L)ove (Y)ou</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mirclove.gen.tr/23366-aile-hikayesi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Affetmenin hafifliği Hikaye</title>
		<link>http://mirclove.gen.tr/23364-affetmenin-hafifligi-hikaye.php</link>
		<comments>http://mirclove.gen.tr/23364-affetmenin-hafifligi-hikaye.php#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2009 06:43:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[affetmenin hafifligi hikayesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mirclove.gen.tr/?p=23364</guid>
		<description><![CDATA[Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur: &#8220;Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?&#8221; Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. &#8220;O zaman&#8221; der öğretmen. &#8220;Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin&#8221; Öğrenciler bunu da yaparlar. &#8220;Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur: &#8220;Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?&#8221; Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. &#8220;O zaman&#8221; der öğretmen. &#8220;Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin&#8221; Öğrenciler bunu da yaparlar. &#8220;Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!&#8221; Öğrenciler , bu işten pek birşey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarını üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen: &#8220;Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.&#8221; Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine &#8220;Peki şimdi ne olacak?&#8221; der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: &#8220;Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde? hep yanınızda olacaklar.&#8221; Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: &#8220;Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor.&#8221; &#8220;Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık.&#8221; &#8220;Hem sıkıldık, hem yorulduk?&#8221; Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir: &#8220;Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mirclove.gen.tr/23364-affetmenin-hafifligi-hikaye.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Varım</title>
		<link>http://mirclove.gen.tr/23335-varim.php</link>
		<comments>http://mirclove.gen.tr/23335-varim.php#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jan 2009 02:32:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mirclove.gen.tr/?p=23335</guid>
		<description><![CDATA[VARIM ! Saatlerdir bilgisayarın başında oturuyordu, hala beklediği mail gelmemişti. Silkindi. Kaç saat olmuştu bilgisayar başına oturalı? Oooo! İki saatten fazla olmuş, koskoca iki saat? Arkadaşları yemeğe davet etmişti, Sinan sinemaya, oda arkadaşları ise fal partisine.. Hiçbirini kabul etmemişti. Şimdi bu ücra internet cafede gelecek o maili bekliyordu. Daha ne kadar sürecekti? Kim bilir belki, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>VARIM !</p>
<p>Saatlerdir bilgisayarın başında oturuyordu, hala beklediği mail<br />
gelmemişti. Silkindi. Kaç saat olmuştu bilgisayar başına oturalı? Oooo!<br />
İki saatten fazla olmuş, koskoca iki saat? Arkadaşları yemeğe davet<br />
etmişti, Sinan sinemaya, oda arkadaşları ise fal partisine.. Hiçbirini<br />
kabul etmemişti. Şimdi bu ücra internet cafede gelecek o maili bekliyordu.<br />
Daha ne kadar sürecekti? Kim bilir belki, bugün hesabına bile girmemişti,<br />
girmeyecekti? Girse bile yazacağı daha önemli insanlar vardı belki&#8230;<br />
Belki de onun ona önem verdiği gibi o, ona önem vermiyordu? Yok canım! O<br />
da en az Sevgi kadar değer veriyordu Sevgi&#8217;ye, yazdığı her mesajın<br />
karşılığı ertesi güne geliyor, hadi ertesi gün olmadı birkaç gün içinde<br />
gecikmenin özrünü de içeren mail hesabında bekliyordu Sevgi&#8217;yi. Aylar<br />
olmuştu yazışmaya başlayalı, bir kez bile aksamamıştı mailler. Ta ki, bu<br />
haftaya kadar. Hafta başından beri tek bir satır gelmemişti ondan. Tuhaf!<br />
Oysa kendisi yazacak bir şey bulamasa &#8211; ki, bu da ayda yılda bir olurdu-<br />
forward edilmiş mesajlar gönderirdi, güzel sözler, fıkralar ya da ufacık<br />
bir e-kart. Üçüncü gün dayanamamış, onu merak ettiğini söylediği bir mail<br />
göndermişti: Heeeey, öldün mü kaldın mı? Haber verseneeeee! diye<br />
şakalaşmıştı üstelik. Ses seda yoktu yine karşı tarafta, beşinci gün<br />
iyiden iyiye meraklanır olmuştu, hatta bir sapığın onun hesabına girip<br />
gelen mesajları ondan önce okuyup sildiğini bile düşünmüştü. İyisi mi<br />
oturup bütün gün bekleyecekti bilgisayar başında, hem içinde de bir şüphe<br />
kalmayacaktı böylece. Bugün sekizinci gün de bitmişti. Yine en ufak bir<br />
yazı bile gelmemişti. Unuttu beni diye geçirdi içinden. &#8220;Tabii, ne<br />
bekliyordun ki!&#8221; diye kızdı kendi kendine. Alay etti bir süre bu<br />
çocukluğuyla. Hiç görmediği, sadece yazılarıyla, şiirleriyle tanıdığı<br />
biriydi karşıdaki ve hep öyle uzakta öyle bilinmez kalacaktı. Ne<br />
bekliyordu ki? Kendisi de bilmiyordu. Hayalinde bu yazıları yazan kişiyi<br />
bir türlü canlandıramıyordu. Ne zaman gözlerini kapasa sadece bir çift el<br />
görüyordu, klavyenin tuşlarına dokunan güzel parmaklar&#8230; Bu elin kime ait<br />
olduğunu görmeye çalışıyor, didiniyor ama hayali bir anda dağılan sis gibi<br />
yok oluyordu. Ertesi gün soluğu yine bilgisayar başında aldı. Bekledi,<br />
bekledi. Birkaç arkadaşından gelen mailleri yanıtladı hemencecik. Aslında<br />
böyle beklemek fena da olmuyordu hani. Zaten tatildeydi yapacak başka bir<br />
işi yoktu, arkadaşlarından çoğu eve dönmüştü kalanlar ise onu çağırsa da o<br />
pek istemiyordu. Bu düşüncelere dalmışken yeni bir mesaj geldi. Hayret<br />
adres pek yabancıydı ona. Biraz tereddüt ettikten sonra yüreği korku<br />
içinde açtı. Mail, &#8220;merhaba ben Akın&#8217;ın yakın arkadaşıyım. Kendisini<br />
trafik kazasında kaybettik, telefon defterinin arasında sizin mail<br />
adresinizi bulduk ve haber vermeyi uygun gördük. Başımız sağ olsun&#8221; diyor<br />
ve devam ediyordu ama mailin devamı onu ilgilendirmiyordu<br />
artık.Okuyacağını okumuştu zaten. Kaçıncı ölüm haberiydi bu, bu kaçıncı<br />
değer verdiği insandı yitip giden? Bazen bütün uğursuzluğun kendinde<br />
olduğunu düşünüyordu. Sonra saçma geliyordu düşündükleri, ama ne<br />
fark ederdi ki, işte çok sevdiği, her gün yazdıklarıyla onun gününe renk<br />
katan o kişi artık yoktu. Kötü bir şaka olamaz mıydı? Ne yapacaktı şimdi?<br />
Beklediği mail gelmiş miydi? Ne yani kalkıp gidecek ve bir daha gelmeyecek<br />
miydi? Bir daha o güzel mesajları hiç göremeyecek bir daha o elleri hayal<br />
edememenin üzüntüsüyle doğruldu. &#8220;Cebinden size henüz yollamadığı,<br />
yollamak için doğum gününüzü beklediği bir şiir bulduk. Tıpkı sahibine<br />
ulaşmamış bir mektup gibi duruyordu oracıkta. Aşağıda onun sizin için<br />
yazdığı son şiiri bulacaksınız.</p>
<p>VAR MISIN ? Biliyorum şaşıracaksın Son sözler gibi gelecek kulağına Yoo<br />
yanılmıyorsun. Son sözler bunlar. Bu uzaklığı kaldırmak için ortadan<br />
Sadece bir ufacık his&#8217;tik, sen bana ben sana İki satır lâf, iki mısralık<br />
şiirdik Bir gülücüktük Bir soru işareti Oysa daha fazlasını istemek<br />
bencillik mi? Anla artık! Sözler var ama satırlar yetersiz Düşünceler var<br />
ama sayfalar yetersiz. Duygular var ama mısralar yetersiz. Anla artık<br />
biliyorum bir sen var, bir de ben Uzak, uzak yerlerde ayrı, ayrı şehirlerde.<br />
Ama desem ki, sana: Biz demeye var mısın? Desem ki, ne sen olsun, ne de<br />
ben. Bir biz olalım. Var mısın ?</p>
<p>Akın Yıldız</p>
<p>Şaşırmıştı, istemezdi etraftakilerin gözü önünde ağlasın. Hiç adeti<br />
değildi ne de olsa. Oysa Akın hep nasıl hissediyorsan öyle ol başkalarını<br />
boş ver derdi. İşte her zamanki gibi yine dinlemişti onun sözünü. Demek o<br />
da aynı şeyleri hissetmiş, o da artık bu uzaklığı kaldırmak istemişti.<br />
Doğum günü geçmişti, hem de yine bilgisayar başında. Yeni bir yaşa daha<br />
girmişti işte, yepyeni bir yaş, yepyeni umutlar, acılar, mutluluklar. Her<br />
yaş olgunlaştırırmış biraz daha insanı, belki de en çok bu yaşa girdiğinde<br />
olgunlaştığını anlayacaktı yıllar sonra arkasına dönüp baktığında<br />
kim bilir&#8230; Akın! Kahretsin, seni şimdiden özledim diyerek hıçkırıklara<br />
gömüldü. Neden sonra eli yanıta gitti. Akın&#8217;a geç kalmış bir yanıttı bu.<br />
Sadece tek bir sözcük yazdı : VARIM !</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mirclove.gen.tr/23335-varim.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çercevenin Arkasındaki Mektup</title>
		<link>http://mirclove.gen.tr/23333-cercevenin-arkasindaki-mektup.php</link>
		<comments>http://mirclove.gen.tr/23333-cercevenin-arkasindaki-mektup.php#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jan 2009 02:31:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mirclove.gen.tr/?p=23333</guid>
		<description><![CDATA[Karımı 1998 in sonbaharında kaybettim&#8230; Yedi senelik evliliğimizin iki senesini kanser tedavisi için hastanelerde geçirmiştik. Karim, her evlilik yıldönümümüzde ikimizin fotoğrafını çerçeveler, &#8220;Bunlar bizim hayatımızın gölgeleri&#8221; derdi.. Öldüğünde, yedi tane resmimiz vardı. 97&#8242;in bir gecesinde onu aldattım. Oysa ona sürekli onu ne kadar çok sevdiğimi ve sonsuza kadar sadık kalacağımı söylerdim. Ölmeden iki hafta önce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Karımı 1998 in sonbaharında kaybettim&#8230; Yedi senelik evliliğimizin iki senesini kanser tedavisi için hastanelerde geçirmiştik.</p>
<p>Karim, her evlilik yıldönümümüzde ikimizin fotoğrafını çerçeveler, &#8220;Bunlar bizim hayatımızın gölgeleri&#8221; derdi.. Öldüğünde, yedi tane resmimiz vardı.</p>
<p>97&#8242;in bir gecesinde onu aldattım. Oysa ona sürekli onu ne kadar çok sevdiğimi ve sonsuza kadar sadık kalacağımı söylerdim. Ölmeden iki hafta önce yine aynı şeyi tekrarladım.</p>
<p>Tuhaf bir gülümsemeyle baktı bana ve sadece: &#8220;Biliyorum&#8221; dedi.</p>
<p>İzmir&#8217;e kar yağdığı gün, yani bir ay önce, evdeydim. Fotoğraflarımıza bakıyordum yine&#8230; Her çerçevenin altında bir harf olduğunu ilk kez o gün fark ettim. &#8211; A. &#8211; R. &#8211; K. &#8211; A. &#8211; S. &#8211; I. &#8211; N. Gerisi için yılları yetmemişti.</p>
<p>Ama sanırım &#8220;Arkasına bak&#8221; yazmaya filan niyetlenmişti. Hemen çerçevelerin arkasına baktım. Hiçbir şey yoktu. Sonra bir şey dürttü beni, hepsini teker teker söktüm.</p>
<p>İnanabiliyor musunuz, her birinin arkasından bir mektup çıktı! Geçirdiğimiz her sene için sevgi dolu sözler yazmıştı.</p>
<p>1997&#8242;deki resmimizin içinden çıkan zarf ise simsiyahtı. Ve içinden su sözler çıktı:</p>
<p>&#8220;14 Mart 1997/Gözlerin bana başka birine dokunmuş gibi baktı/ Söylemene gerek yok, biliyorum&#8230;&#8221;</p>
<p>20..&#8217;deyiz. Onu kaybedeli 4, aldatalı 5 yıl oluyor. İçim acıyor simdi. Çünkü kadınlar biliyor, hissediyor&#8230;</p>
<p>Seni seviyorum diyenin sevgisinden şüphe et, çünkü; aşk sessiz, sevgi dilsizdir&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mirclove.gen.tr/23333-cercevenin-arkasindaki-mektup.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Simdilik hikayesi</title>
		<link>http://mirclove.gen.tr/23331-simdilik-hikayesi.php</link>
		<comments>http://mirclove.gen.tr/23331-simdilik-hikayesi.php#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jan 2009 02:30:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mirclove.gen.tr/?p=23331</guid>
		<description><![CDATA[Büyükler, çocukların konuşmalarını yarım yamalak dinlediklerinden, onların sözlerinde gizli derin anlamları kaçırırlar. Bizim eve, karıma elbiselerin, örtülerin, çarşafların söküklerinin dikilmesinde yardım eden bir terzi kadın gelir. Bu kadın bize geldiği zaman küçük oğlunu da beraberinde getirir. İşte ben, kalıcı ve derin imanın anlamını bu küçük çocuktan öğrendim. Onunla uzun zamandan beri arkadaş olduğumdan, bizim eve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Büyükler, çocukların konuşmalarını yarım yamalak<br />
dinlediklerinden, onların sözlerinde gizli derin anlamları kaçırırlar.</p>
<p>Bizim eve, karıma elbiselerin, örtülerin, çarşafların<br />
söküklerinin dikilmesinde yardım eden bir terzi kadın gelir.<br />
Bu kadın bize geldiği zaman küçük oğlunu da beraberinde<br />
getirir. İşte ben, kalıcı ve derin imanın anlamını bu küçük çocuktan<br />
öğrendim. Onunla uzun zamandan beri arkadaş olduğumdan,<br />
bizim eve geldiğinde biraz sohbet etmeyi ihmal etmem.</p>
<p>Geçenlerde bana yakında güzel bir futbol tuopu alacağını söyledi.<br />
Onu tekrar görüşümde futbol topunu alıp almadığını sordum.<br />
Çocuk cevap verdi: &#8220;Hayır efendim, annem şimdilik<br />
topa ayıracak paramız olmadığını söyledi.&#8221;</p>
<p>Onun bu sözleri, durumlarının yakında düzeleceğine dair<br />
derin inancını gösteriyordu. Bilhassa, kullandığı &#8216;şimdilik&#8217;<br />
kelimesinde kuvetli bir güvenin izi seziliyordu.</p>
<p>Bu çocuğun söyledikleri beni uzun uzun düşündürdü. Onu<br />
uzun bir süre görmedim. Günün birinde tekrar rastladım.<br />
Çocuk, bahçede oturmuş, bir karınca yuvasını seyrediyordu.</p>
<p>Yavaşça yanına sokuldum.<br />
Onu konuşturmak için babasından bahis açtım:<br />
&#8220;Eve gidince yemekten sonra babanla oynayacak mısın?<br />
Yoksa yemekten sonra hemen yatacak mısın?&#8221; diye sordum.<br />
Çocuk ciddiyetle yüzüme baktı ve:<br />
&#8220;Babam bir kaza geçirdiğinden hastanede. Şimdilik<br />
babamla oynayamayacağım!&#8221; dedi.</p>
<p>Geçen gün yolum, oturdukları mahalleye düştü.<br />
Çocuğu kaldırımda aceleyle yürürken gördüm. Üzerinde temiz<br />
koyu renk bir elbise vardı. &#8220;Heyy&#8221; diye seslendim.<br />
&#8220;Neden bayramlık elbiselerini giydin?<br />
Herhalde hastaneye babanı görmeye gidiyorsun.&#8221;<br />
Çocuk gülümseyerek başını salladı. Bundan sonra<br />
söylediği sözler, dünyayı içinde yaşamaya değer bir hale getiren,<br />
ölümden sonraki hayata olan imanın bir insan için neler<br />
yapabileceğini anlamama sebep olan sözlerdi.</p>
<p>Çocuğun soruma verdiği cevap şu olmuştu:<br />
&#8220;Hayır efendim, hastaneye babamı görmeye gitmiyorum.<br />
Babam geçen hafta öldüğünden, onu şimdilik göremeyeceğim.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mirclove.gen.tr/23331-simdilik-hikayesi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Daphne</title>
		<link>http://mirclove.gen.tr/23329-daphne.php</link>
		<comments>http://mirclove.gen.tr/23329-daphne.php#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jan 2009 02:24:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mirclove.gen.tr/?p=23329</guid>
		<description><![CDATA[Bir gün Apollon Thessalia&#8217;da kıyıları ağaçlarla gölgelenen Peneus ırmağı kenarında, güzel genç bir kız gördü. Bu güzelin adı Daphne idi ve Apollon görür görmez ona aşık olmuştu. Daphne ormanların derinliklerinde dolaşmaktan zevk alıyordu, ay ışığında yabani hayvanları kovalamak avlamak en büyük eğlencesi idi. Yalnız başına dolaşmayı çok seviyordu. Dahası Daphne hayatı boyunca yalnız yaşamaya yemin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün Apollon Thessalia&#8217;da kıyıları ağaçlarla gölgelenen Peneus ırmağı kenarında, güzel genç bir kız gördü. Bu güzelin adı Daphne idi ve Apollon görür görmez ona aşık olmuştu.</p>
<p>Daphne ormanların derinliklerinde dolaşmaktan zevk alıyordu, ay ışığında yabani hayvanları kovalamak avlamak en büyük eğlencesi idi. Yalnız başına dolaşmayı çok seviyordu. Dahası Daphne hayatı boyunca yalnız yaşamaya yemin etmişti. Erkeklerden nefret ediyordu bu yüzden evlenmeyi kesinlikle istemiyordu. Fakat Apollon ona delicesine tutulmuş peşini bırakmıyordu.</p>
<p>Ormanda karşılaştıklarında Tanrı Apollon güzeller güzeli bu kızla konuşmak istedi ancak Daphne ondan korkarak koşmaya başladı. Apollon ne dediyse onu durmaya ikna edememişti, Daphne korkmuştu bir kere. Yorgun düşene kadar koştu koştu, daha fazla koşacak gücü kalmadığında yere yıkıldı ve toprak anaya yalvarmaya başladı. &#8220;Ey toprak ana beni ört beni sakla, kurtar&#8221; Toprak ana onun yakarışını duymuştu, az sonra Daphne yorgunluktan ağrıyan bacaklarının sertleştiğini, odunlaşmaya başladığını hissetti. Gri renginde bir kabuk göğsünü kapladı. Güzel kokulu saçları yapraklara dönüştü ve kolları dallar halinde uzandı, küçük ayakları ise kök olup toprağın derinliklerine doğru indi.</p>
<p>Apollon sevdiği kıza sarılmak isterken bu Defne ağacına çarpınca şaşırdı. O günden sonra Defne ağacı Apollon&#8217;un en sevdiği ağaç oldu, ve defne yaprakları genç tanrının saçlarının çelengi oldu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mirclove.gen.tr/23329-daphne.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

